Çevirmenler İçin Etik: İmkansız mı?

02.01.2016

Girişimcilik üzerine bir miktar okumuşluğum vardır. Temel felsefesi, gelişimi, Türkiye'deki yapılanması ve sair. Sektörler üzerine küçük bir analiz yapan herkes iyi bir biçimde anlayacaktır ki; dünyanın en büyük ekonomileri dışarıdan hizmet temin etmeden belirli bir noktaya kadar kurumsallaşabilmektedir. Bu anlamda çevirmenlerin temelde delege edilmeleri büyük düşünen Kuruluşlar için her şeyden önce bir gerekliliktir diye düşünürüm. Hizmette sürdürülebilir olmak ise çevirmenlik hizmetleri açısından oldukça zorlu bir süreci gerektirir. Üstelik bunu sadece kalite anlamında değil diğer yönleriyle de vurgulamak isterim. Örneğin, Skopos kuramının temel ölçütlerine sadık kalarak ve hedef kitleye yönelik bir çeviri anlayışı ile metne yaklaşmak bazı hallerde çevirmen için bir yorgunluk aracıdır, bir tükenmişliğin ilk ışıklarıdır. Kalite, zamanlama, düşünce, terminolojik gelişim ve diğer görgül parametreler değerlendirildiğinde bir çevirmenin "sürdürülebilirlik anlayışı" ile hizmet vermesinin zorlukları anlaşılabilir. 

Söze girişimcilik ile başlamıştım, oradan devam edeyim. Ankara'da bir kış gününde üzerinden dumanlar tüten çay fincanı her zamanki gibi önümde, bir okuma yapıyordum. Yıl 2011 idi yanlış hatırlamıyorsam. İçeri bir arkadaş girdi ve elindeki metni benim çok önceden çevirdiğimi söyleyip imza etmem için uzattı. "Hay aksi, ne sizi ne de elinizdeki metni tanıyorum." diye karşılık alınca benden toplandı gitti büyük bir öfkeyle. Uzattığı metne kısa bir göz gezdirmiştim masamın üzerindeyken sanırım bir üniversite diplomasıydı, en azından ben en üst kısımda yazan "Bakelorya Sertifikasından" bunu anlıyordum. Çalışma arkadaşlarıma gelenin kim olduğunu sordum. Onlar da anlattılar tüm bildiklerini. Bu arkadaşımız, bundan öncesinde başka bir işle meşgulmüş. Seyyar satıcılık yapıyormuş Sıhhiye civarında. Bir de ağabeyi varmış, o da bir çeviri Kuruluşunda hizmetli olarak görevliymiş. Ağabeyinin çalıştığı iş yerinde işler iyi gitmeyince bu iki kardeş devralmışlar bu işi diğerlerinden. Bence müthiş bir girişimcilik (!) örneği. Hani derler ya "Deli cesareti" diye. Onun gibi bir şey bu. İşleri de büyütmüşler zamanla, şimdi Ankara'da birkaç farklı noktada ofisleri var. Benim asıl merak ettiğim bu durumda acaba kimler hizmet veriyor "Bakelorya Sertifikası" demek için.

Ben uzmanlığa inanıyorum çeviride. Hem de çok katı bir şekilde inanıyorum buna. Müşterilerimizi aldatmanın gereksiz olduğuna inanıyorum sonra. Çıkıp sıfır grubu kan diyerek milyonlarca kişinin bildiği bir hataya imza atmak istemiyorum mesela. Geçtiğimiz günlerde bir toplantıda dile getirdim yine bu inanışımı. Hayretle baktılar bana. İçlerinden biri "Ben hem teknik, hem edebiyat hem de hukuk metinlerini çeviriyorum. Siz bana inanmıyor musunuz yani?" bile dedi. Ne diyebilirim ki? Var mıdır mesela "atom fiziğini" anlayan bir çevirmen? "Vardır elbette olmasa fizik mühendisliği bölümlerinin kitaplarını kimler çevirecek?" dediğinizi duyar gibiyim. Ben de olduğunu biliyorum, özellikle de bu konuda çalışma yapan akademisyenlerin bu işleri yüklendiğini de biliyorum. Ama o akademisyenlere siz hukuk metnini verirseniz, sanırım çok da mütevazı davranmayacaklardır bu metinleri reddederken. Ya biz çevirmenler? Bizlere neler oluyor? 

Bu noktada hep aynı ikilem kilitliyor insanların düşüncelerini. İyi ama sadece tek alanda hizmet vererek para kazanamayız ki? Bu sorunun cevabını ben hemen vereyim. İlk olarak benim şahsi düşüncemdir: "Kalitesiz bir hizmetle para kazanacağıma, kaliteli bir hizmetle para kazanamam, daha iyidir nokta." Anlamadığım, konuyu idrak edemediğim bir metni ne kadar yorumlayabilirim? İçinden böcek çıkan bir çorbaya ben olsam para verir miyim? diye soruyorum kendime. Siz de sorun bakalım. İçinde yanlış tek bir kelime, anlaşılmayan tek bir cümle bile olsa Müşterinizin midesi kaldırır mı bu metni?

Aslında işin şu tarafı da var: "Kimse çeviri metni denetlemiyor" en azından piyasada dolanan metinler için gibi bir düşünce içinde olanlar varsa. Onlar bu tür durumlardan münezzeh ve rahatça dilediklerini çevirebilirler. Üstelik bu durumda olanlar, (sayıca hiç az olmadıkları kesin) dünyanın birkaç dilinde muhtelif konularda hizmet vermeye de devam edebilir. Ama bir gün çorbalarının içinden böcek çıkacak. Pandora'nın Kutusu açılacaktır elbet. O gün sadece vicdan muhasebesi yapılması ise yeterli olmayacak. 

Etik demiştim yazımın başlığında. Asıl mesele etik olmakta bence. Çevirmenlik kadrolarına yapılan atamalara bakın mesela. Çok eleştirdim, hep eleştirdim. Öğretmenlik farklı iştir çevirmenlik farklı. İngiliz Dili Edebiyatı ile Mütercim Tercümanlık Bölümleri arasında temelde bir ayrım vardır. Gelin görün ki; birçok Bakanlığımızda bile üzülerek görürüz ki; öğretmenlik, dil edebiyat  ve hatta diyetisyenlik bölümünden mezun olan kişiler "Mütercim" unvanını taşıyor. Üzücü değil mi sizce de? 

Tamam, kamu kurumlarında olan duruma "Olabilir" demek mümkündür diye düşünelim. En toleranslı hale getirelim durumu. Ama şu Mahkemelerde onlarca dilde yemin eden çevirmenlere ne diyelim? Yönetmelik açık: tereddeüt kalmayacak şekilde diyor. İnceleyin bakalım Mahkemelerin çevirmen bilirkişi listelerini. Benim içim müthiş huzursuz oluyor, tereddüt dolu oluyorum. Acaba bu yeminleri alanların çorbalarındaki böcek kimseyi rahatsız etmez mi diye hayıflanıyorum. 

Noterler Birliğinin genelgelerinden araştırın. Bizim mesleğimizin ne kadar kötü yapıldığına ilişkin dünyadan eleştiri bile almışlığımız var. Ama olsun, "girişimciler" sayesinde sektör almış başını gidiyor. Varsın olsun diyemiyorum ben, neden bu kadar kötü hizmet verilmesine engel olmuyorsunuz diye soruyorum Noterler Birliğine de. Ama iş değişmiyor. "Biz yaptık oldu, Kanun açıktır" diye cevaplar alıyorum. Ben kendime sorarım hep, daha iyisini, daha kalitelisini nasıl yazabilirim diye. 

Bir metin okunmadan anlaşılmadan o metinle ilgili fiyat teklifi nasıl verilir? Veriliyormuş meğer. Karakteri sayılıyormuş metnin. Çıkan karakter üzerinden ücret Müşteriye bildiriliyormuş. Meğer, biz hata etmişiz yıllar yılı. O kadar zaman kaybetmeye hiç gerek yokmuş. Bir de bir metni "Böl, Parçala, Yönet" ile daha çok kazanılıyormuş. 10.000 karakter A kişisine, 15.000 karakter B kişisine, bir 20.000 karakter de C kişisine verildiği zaman yarın sabah 45.000 karakter metin öteki dile çoktan dönüştürülebiliyormuş bile. "Girişimciler için Kolay Para Kazandıran" bir işmiş yani bu çevirmenlik. Üstelik çevirmen de kazanıyormuş bu şekilde. 

Doktora programları, yüksek lisans bölümleri, lisans bölümleri açıladursun. Çevirmenlik algısının doğru bir şekilde yönetilebilmesi için öncelikle biz çevirmenlerin daha özverili, daha etik davranması en önemli şart bence. 

En iyi dileklerimle,

Emrah Büke

Gösterim : 846
Aşağıdaki formu kullanarak yorum yazabilirsiniz