Kısa Bir Günce

10.05.2015

Kısa bir günce


Bütün işleri ters gitmiş sayılmazdı o işe girinceye kadar. Dilediklerini yapabilir, istediği gibi davranabilirdi. Ama artık yıpranmıştı, zihninde yıllarca biriken lûgat bilgileri bile artık zoraki bir doktirinin çıktıları haline gelmişti. O kadar belliydi ki mutsuzluğu derinden bir "of" çekmesiyle içinde kopan yangınları tüm mesai arkadaşları anlayabiliyordu. Derken irkildi şefinin tok sesi beyninde bir tokat gibi patlamıştı: "Bu bizim kızın İngilizce ödevi, öğleden sonraya yetişmesi lazım, ne yapıp edip ödevi yetiştir yoksa kız İngilizceden sınıfta kalacak!" Şefi döndü arkasını ve gitti. Şimdi daha da mutsuzdu, elinde bir tomar kâğıtla kalmıştı, oda arkadaşlarının kimisi yapma diyor kimisi yapmalısın diyordu. 
Duvarda bulunan Atatürk tablosuna derin hülyalarla baktı. Yutkundu. Nereden bu işe girdim diye hayıflanıyordu. Halini düşündü, sonra teselli oldu, ismi lazım olmayan başka yerlerde psikolojik şiddet de almış başını gidiyordu. Bununla teselli etmeye çalıştı kendini çaresizce. Belki de haklıydı, diğer işlerde çalışan arkadaşlarının şefleri daha çok baskıcıydı, üstelik oralarda çalışan arkadaşlarının da pek mutlu olduğu söylenemezdi. Görevi mütercim olmasına rağmen görev tanımı belli değildi. Oysa ki; bu işe çok büyük umutlarla bağlanarak girmişti. Çalışma azmi yine de vardı. Ama ay ortasını bir gün bile geçirmeden ev sahibi kapısına muhakkak dikilirdi. Bu işten elde ettiği paranın büyük bir kısmını ev kirasına yatırıyordu. Bu düşünceler içinde boğulmuşken aldı çayını bir nefes aldı pencereden başını uzatıp. Artık daha da derinleşiyordu hülyaları. Hiçbir zaman sahip olamayacağı bahçeli bir evi hayaline soktu. Öfkelendi, hüzünlendi. 
Yarım saat bitiminde asık suratlı ve tok sesli şefi ödev kontrolüne geldiğinde telâşa kapıldı. "Az sonra teslim edeceğim efendim, son kontrolleri yapıyorum" dedi umutsuzca. İçine hiç sinmese de bitirdi şefin kızının ödevini. Dediği gibi çok geçmeden vardı şefin huzuruna. Çekingen hareketlerle içerde bekleyen asık suratlı şefine kâğıtları uzatarak bir tatmin olmuş "Aferin" aldı şefinden. Mutlu oldu. Çünkü şefi ona her zaman böyle "Aferin" demezdi. Aslında bu vakte kadar çok fazla çeviri de yapmış değildi işi için ama bu onun suçu da değildi. O elinden geleni yapıyor ve en iyi bilgisi ile çevirileri en iyi şekilde teslim etmeye çalışıyordu. 
Mesai bitiminde üst komşusu ile karşılaştı. Tam selamlaşacaktı ki; aidat borcunu sorguladı komşusu. "Halledeceğim komşum" dedi. Kısa bir soğuk selamlaşma ardından yoluna devam etti. Akşam haberlerinde toplu sözleşmelerden, ödeneklerden, enflasyondan, şehirsel dönüşümlerden biraz dinledikten sonra eline kitabını aldı ve okudu. Bir tek kitaplarda bulabilirdi umutlarını, çok geçmeden salonda, koltuk üstünde sızdı.

Emrah BÜKE
   

Gösterim : 619
Aşağıdaki formu kullanarak yorum yazabilirsiniz