Takvim Yaprağı Okuduk Mu Çeviri Yapıyoruz?

25.08.2017

Bu yazıyla zihinlerimizi biraz yormak isterim. Tarih, 01.10.2015. Yer, Ankara. Dikimevi Ankaray Durağı yakını. Bir otobüs, freni boşalmış. Biçiyor insanları 12 insan oracıkta ayrılıyor aramızdan. Şimdi zamanı ileri alalım, 24.08.2017. Yer, yine Ankara. Bu defa Ankara-Eskişehir karayolu. İddialara göre otobüs sürücüsü uyukluyor. Bir köprünün ayağına kırılıyor direksiyon. 6 insanımız da burada yaşama veda ediyor. Neden? Neden bu olup bitenler? Bu insanlar neden öldüler? Sebepleri arasında hepimizin aklına gelenler ortak sanırım: Sorumsuzluk, dikkatsizlik, tedbirsizlik, bir de ülkemize özel bir durumdur, "ekmek parası ne yapsınlar?".

Ben bütün bu olup bitenlere etik dışılık diyebiliyorum sadece. Özellikle uzun sürelerde araç kullanacak olan sürücülerin çeşitli psikomotor testlerden geçmesi, düzenli olarak araç kontrollerinin yapılması, Emniyet Genel Müdürlüğünün sürekli denetim yapması ve daha da önemlisi hak etmeyen insanların o sürücü koltuklarını işgal etmemesi gerekmiyor mu?

Peki, uzatmayalım sözü. Yazımızın bundan sonrası bizimle yani çevirmenlik mesleği ile ilgili.

Efendim, yıllardır benim zihnimi kemiren bir olumsuzluk var. Hepinizle yüreğimden dökerek paylaşmak istiyorum. İlkokul yıllarında (o zamanlar 5 yıl ilkokul vardı) İngilizce eğitim almamıştık. Ortaokula geçeceğimiz zaman ilköğretim furyasına denk geldik. Uzatmayalım 6. sınıfta tanıştık İngilizce ile. Hem de ne tanışma idi! Sürprizlerle dolu! Öğretmenimiz "Aranızda İngilizce bilen var mı?" diye sordu. Herkes korku ve telaş içinde. Tahtaya yazıp çizdi. Zaten yaş henüz 10-11. Ne İngilizcesi? Bu arada haksızlık etmeyelim, öğretmenimiz birkaç hafta sonra izin aldı ve gitti, nasıl izinse bu, biz bir daha o yıl İngilizce öğretmeni görmedik. 

Bir sene sonra dersler boş geçiyordu. Tabi, Türk usulü hemen işe el koyuldu. Beden Eğitimi öğretmenimiz boş geçmesin diyerek tamamen iyi niyetle (!) İngilizce derslerinde bize anlatmaya başladı "eybisidi". Öğretmen anlatıyor ama benim ne defterim vardı ne de anlam verebildiğim bir ders vardı ortada. Öğretmen arada kahkahalar attı. Kendince bir şeyler dedi durdu, sanırım ay sonunda yatan İngilizce ek ders ücretleri pek bir keyif veriyordu öğretmenimize. Babalarımıza annelerimize göre ise durum "Olsundu, ekmek parasıydı". Sistem böyleydi bir kere.. Öğretmen ne yapsındı? O girmese muhakkak bir başka resim öğretmeni girerdi İngilizce dersine. Bu yine iyiydi. Babalarımız ne köyler, ne taşra yerleri biliyordu! Yıllardır öğretmensizlik yüzünden tüm derslerine Bakkal Osman Amcanın vekil öğretmen olarak girdiği!

Neyse efendim, zaman geçti biraz daha büyüdük. Anadolu Lisesi sıralarındaydık artık. Ne havalıydı ama! Oxford kitaplar, sözlükler.. Masmavi bir boyun bağı... Başladık mı hazırlık sınıfına? Her şey yolunda ama küçük bir sorun vardı. Konumuz "eybisidi"! Hadi baştan başladık yine. Az gittik uz gittik derken lise bitti. Artık Üniversiteli olduk. Ne olduğunu da anlamadan teknik dersler, özel alan çevirileri, edebiyat, biraz oradan biraz buradan üzerine biraz da susam serpiştirdik mi? Mis gibi çevirmenler olduk çıktık! 

Eleştirim Üniversite eğitimine değil kesinlikle. Hele ki; çevirmenlik gibi görgül bir meslek söz konusu olunca yaşam öğretmendir. Hepimiz bunun farkındayızdır. Sonraları iş kaygısı, meslek kaygısı derken, öğrenmeye başladık metinlerden, Müşterilerden, yaşamın kendisinden ve içtimaî hayatımızdan. 

Dönelim şimdi otobüs sürücülerine! Arkadaş, neden biriniz de çıkıp demezsiniz ki? "Bizi sürekli çalıştırıyorlar, hiç dinlenemiyoruz!" "Sosyal bir yaşamımız yok!" "Otobüslerin gerekli donanımları yerinde ve uygun değil!" Bunlar denilse ekmekleri zora girer fakat bir değil beş değil binlerle aynı dilekler ortaya atılırsa ne olur? Elbette bir gelişme görülür.

Bizim mesleğimize yine gelelim. Ben kurumların atamalarına dikkat ederim. Mütercimlik kadrolarını kimler işgal ediyor diye! Efendim, öğretmenlik, dil kültür, edebiyat, dilbilim... İçerisinde dile ait ne kadar sözcük geçen bölüm varsa bir şekilde bu bölümlerden mezun olan kişiler istihdam edilir. Neden bir kişi çıkıp demez ki? Kamuda çalışan mütercim sayısı bini geçti ama mütercimler hâlâ sekreterlik, fotokopi çekimi, belge tahsisi işleriyle görevlendiriliyor diye. 

Ben özel sektörde dirsek çürüten biri olarak şunu söyleyebilirim. Tüm kamuda sadece şu andakinin beşte biri oranında meslek mensubumuz bu işleri daha kaliteli bir şekilde idame ettirebilir! İsterseniz somut kanıt olarak mütercim sekreter, mütercim  spiker alan kurumlardaki fayda maliyet oranlarını değerlendirin. Çıplak bir şekilde görürsünüz bu gerçeği!

Ama konu elbette mütercimlerde değil sadece. Harcamaların havada uçuştuğu, çerez paraları ile yönetilen bir ülkede her yaşanan normal geliyor artık maalesef! Takvim yaprağı bile okumadan çeviri yapan meslek mensuplarına selam olsun!

Emrah Büke

Gösterim : 173
Aşağıdaki formu kullanarak yorum yazabilirsiniz