Work and Travel'da bir gezgin

04.01.2017

Work and Travel, belki de hayatımda verdiğim en doğru ve en çılgınca karardı diyebilirim, çünkü sadece dilimi geliştirmekle kalmadım hayata ve arkadaşlığa dair binlerce şey öğrendim. Peki, nereye gidecektim ya da ne iş yapacaktım? Eyalet ve iş seçimi kaydolduktan sonraki en zevkli aşamaydı benim için ve şu an geri dönüp baktığımda iyi ki Teksas iyi ki San Antonio demekten kendimi alamıyorum. Aslında her şey Teksas nasıl bir yer acaba demekle başladı. Work and Travel şirketine kaydolduktan sonra nereye gideceğim ya da ne iş yapacağım konusunda hiçbir fikrim yoktu. Ta ki benim için iş listesi hazırlanana kadar. Üniversitede İngiliz Edebiyatı okuduğum için çok iyi bir İngilizcemin olduğunu düşünerek bana otelde çalışmamı tavsiye ettiler. Sonrasında elime bir kağıt tutuşturup otuz farklı eyaletten farklı işler sundular fakat hiçbiri hakkında en ufak fikrim yoktu. Sadece aralarında bildiğim ve Türkiye’de de gördüğüm bir otel olan Jw Marriott’ta acaba çalışabilir miyim diye düşünmeye başladım. Bu süreçte şirketim her konuda çok yardımsever davrandı. İlk önce Jw Marriott’ a çalışmaya gidenlerle beni tanıştırmaya başladı, fakat ben çoktan kararımı vermiştim Teksas konusunda. Bundan sonraki süreçte her şey daha da karmaşık bir hale gelmeye başlamıştı benim için. Artık hem bir endişe hem bir heyecan vardı zaman yaklaştıkça. Sürekli nerede kalacağımı, nereye gideceğimi ve ne iş yapacağımı araştırıyordum. Tüm işlemler bitip vizeyi elimde gördüğümde ben gerçekten gidiyorum diye çığlık atmaya başladım çünkü çocukluğumdan beri hayal ettiğim tek şey buydu. 12 Haziran 2015 Adana havaalanında saatler geçmek bilmiyordu sanki. Ailem yanımdaydı ama ben bir önce gitmek için o kadar heyecanlıydım ki onları 4 ay görmeyeceğimin bile farkında değildim. Uçak geldiğinde anons ettiler ve bir saniye bile durmadım aileme hızlıca sarılıp “Anne ben gidiyorum. J” diyip koşarak sıraya girdim. O andan itibaren hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı benim için. Çünkü ilk defa tek başıma ne yapacağımı bile bilmediğim bir yere gitmek yaşadığım en güzel duyguydu belki de. Bu bekleyiş son değildi maalesef çünkü Amerika’ya ulaşmadan önce üç aktarma daha yapmam gerekiyordu. Adana’dan İstanbul Sabiha Gökçen’e vardım ve yaklaşık üç saat bekledikten sonra Amsterdam’a gitmek için tekrar sıraya girdim ve ne tesadüftür ki benimle ayni şirketten farklı bir eyalete giden biriyle tanıştım ve ikimizde Amsterdam’a aktarma yapacaktık. Üç saatlik uçuştan sonra Schipol Havaalanı’na vardık ve sabaha kadar diğer bir uçuşumuzu bekledik. Amerika macerama başlamadan edindiğim ilk arkadaşımdı ki belki de bu yüzden onun bile bu macerada yeri büyüktür. Sabaha kadar nasıl eğlendiğimizi unutmak imkânsız. J Tüm havaalanını başından sonuna kadar gezdik ve her boş bulduğumuz yerde uyuduk ama sabah olup ayrılma zamanı geldiğinde sanki yıllardır tanıdığım bir insandan ayrılıyormuş gibi üzüldüm. Artik ikimiz içinde Amerika macerası su andan itibaren başlıyordu. Ben Michigan’a o ise Atlanta’ya aktarma yapmak üzere biniş kapısı kısmına gittik. Uçaktaki insanların büyük bir kısmının Amerikalı olduğunu bilmek bile beni yeterince heyecanlandırmıştı. Unutamadığım en güzel anlardan biri de dünya tatlısı melez bir kızla tanışmam oldu. Yaklaşık 3 yaşlarında kıvır kıvır saçları olan bu hiperaktif kız bir anda benimle oynamaya başladı ve onunla vakit geçirirken zamanın nasıl geçtiğini bile fark etmedim. Uçaktan inerken koltuğa zıplayıp seni öpebilir miyim demesi bile beni çok mutlu etmişti. Sonunda Michigan vardım. Evet, gerçekten Amerika’daydım artik ve bunu tek başıma başarmış olduğumu görmek beni yeterince tatmin etmişti. Burada da kısa bir sure bekledikten sonra artik son uçağa bindiğimde tatlı bir yorgunluktan başka hiçbir şey hissetmiyordum. Bu uçak diğerlerine göre biraz daha küçük olsa da gerçekten Teksaslıların kim olduğunu anlamaya başlamıştım diyebilirim. Kovboy çizmeleri, büyük parlak kemerleri ve tabii ki olmazsa olmaz kovboy şapkaları. Oradayken 40 derece sıcakta o çizmeleri neden giydiklerini bir turlu anlamış değilim. J Havaalanına iner inmez yüzüme vurduğu sıcağıyla gerçekten San Antonio varmıştım artık. Evimi bulmam ve yerleşmem hepsi benim için yorgunluğun bir parçası olsa da hiçbir gün şikâyet etmedim. İlk otostop deneyimimle Walmart'a gittim ve tek başıma alışveriş yapmak ya da bir şeyleri hesaplayarak hareket etmek bana bir maceradan çok daha fazlasına bedeldi. Zamanla bir şeyler benim için daha da kolaylaştı. İlk vardığımda leasing office’den (kiralama ofisi) anahtarı almaya gittiğimde nasıl konuşacağım ya anlamazsam onları diye düşünüp onca zorluğu çektikten sonra artik hiçbir şey benim için zor gelmemeye başladı hem orada hem de hayatta. Artik neredeyse herkesle şakalaşıyor ve bir şekilde yaptığım sakarlıkları ya da kırıp dökmelerimi sempatik bir yolla örtbas etmeye çalışıyordum. Zaman geçtikçe beni sevdiklerini ve bana değer verdiklerini görmek beni oraya çok daha fazla bağladı. Zamanım bitip gitme vakti gelmeye başladığında üzülmeye başlamıştım. Ne kadar ailemden uzakta olsam ve üç gün sonra Kaliforniya’ya gidecek olsam da orada o insanların yanında kalmak istiyordum. Bu yüzden son günleri dolu dolu geçirdim arkadaşlarımla. Downtown indik, Riverwalk yürüdük, bir sure fotoğraf çektik. En güzeli de bu anları ölümsüzleştirmiş olmaktı iste. 13 Eylülde programımız bitti ve 15’inde Los Angeles’a giderek belki de programın en eğlenceli kısmı olan travel macerasına başladık. Bir ay öncesinden tüm planları yapmıştım arkadaşlarımla. Unutulmaz olacağını o kadar iyi biliyorduk ki bu yüzden çok detaylı plan yaptık. Herkesin o hayal ettiği ve benim de gerçekten bu kadar görülmesi gereken ne var dediğim Los Angeles benim için tam bir hayal kırıklığıydı. Şehirde ne yapılacak bir şey ne de görülmesi gereken önemli bir yer vardı. Sadece Hollywood Sign görmek ve Walk of Fame yürümek benim için heyecan vericiydi. Ünlülerin yıldızını bulabilmek için saatlerce yere bakıp fotoğraf çekerek tüm sokakları dolaştım. Sonrasında sırasıyla Las Vegas, San Diego, Santa Monica, San Francisco ve New York gittik. Her şeyi önceden tüm ayrıntılarıyla planladığımız için ne çok fazla para ödedik ne de şehre vardığımızda kaybolduk. New York artik bu maceranın son yeriydi ve eve dönme vakti gelmişti. Tüm bu yaşadıklarımdan çok şey öğrenerek eve dönmek bile benim eski ben olmadığımın bir işaretiydi aslında. Artik kendimde her şeyi yapabilecek cesareti bulmuştum ve bir şeyden o kadar emindim ki bu yüzden geri dönecek olmak beni üzse de kendimi teselli ediyordum. Gelecek yıl ayni yere geri dönecektim. Amerika’dan ayrılmadan kesin kararımı vermiştim bir şekilde geri döneceğime dair. Geri döner dönmez tekrar başvuru da buldum ve tekrar gitmek için ayni işlemleri yaptım. Bu defa farklı olacaktı çünkü artik orada bir çevrem ve arkadaşlarım vardı bu yüzden zorluk çekmeyeceğimden eminimdim. İlk önce Atlanta’ya gittim ve bir hafta orada kaldım ve sonrasında artik ikinci evim dediğim yere yani San Antonio’ya geri dondum. O an ki yaşadığım mutluluğu unutamıyorum. Otele varır varmaz geri dönmüşsün diyerek sarılmaları bile iyi ki geri geldim demem için bir sebepti. Bu yıl gerçekten farklıydı her şey çünkü farklı bir restoranda çalışmaya başladım. Farklı insanlar, farklı ortamlar beni çok daha fazla sosyal biri haline getirdi. Önceleri yemek yapmayı ya da evle ilgili herhangi bir şeyle uğraşmayı sevmezken asçıların arasında zaman geçirdikçe yemeğe olan ilgim arttı ve artik is hayatımda mutfağın içinde olmak bir şeyler yapmak için o yönde çalışmaya başladım. Ailem bendeki bu değişimi gördüğünde hem çok şaşırdı hem de mutlu oldu. Work and Travel’ın sadece gezmek ya da para kazanmak için gidilen bir program olduğunu düşünmüyorum. Hayatta tek başına kalma savaşı verdiğin ve tüm zorlukları çekerek kendi başına yasamaya çalıştığını görebilmenin en iyi fırsatı. Hayatimin en güzel iyi yılıydı. Bugün fırsatım olsa bir an bile düşünmez orada olurdum. Orada farklı bir mutluluk vardı sanki. İnsanlar için fakir ya da zengin olmak fark etmiyor mutlu olmak için. Her gün eğlenecek yüzlerce şey bulabilir ve parti yapabilirler. Eğer onların arasına girersem zamanla onlara benzeyeceğimi hiç düşünmezdim ama oldu gerçekten. Onlarla birlikte her yere gitmeye yaptıkları her parti takılıp yaşadıkları atmosferi hissetmeye başladım. Bugün bile onlar için unutulmaz olduğumu görmek oraya dönmem için en büyük sebep.  İyi ki Teksas, iyi ki San Antonio…

Fatma Özen

 

Gösterim : 475
Aşağıdaki formu kullanarak yorum yazabilirsiniz